Google’da bununla ilgili adam gibi sonuç çıkmıyor bu nedenle yazıyorum, blog’a uzun zamandır yazmadığımdan değil yani. :|
If NameMapper can not find a Python value for a Cheetah variable name, it will raise the NameMapper.NotFound exception. You can use the #errorCatcher directive (section 10.2) or errorCatcher Template constructor argument (section 4.1) to specify an alternate behaviour. BUT BE AWARE THAT errorCatcher IS ONLY INTENDED FOR DEBUGGING!
To provide a default value for a placeholder, write it like this: $getVar(‘varName’, ‘default value’). If you don’t specify a default and the variable is missing, NameMapper.NotFound will be raised.
Bugün ilginç bir olay geldi başıma. Öğle yemeğindeydik, Ataşehir’de ufak bir alışveriş merkezinde.
Hesabı ödemeye gittiğimizde bir garsonla bir kızın arasında geçen dialoğa şahit olduk. Kız sigara içemediği için adama serzenişte bulunuyordu. Adam da gayet içten ve samimi bir şekilde:
- Hükümet sizi düşünerek çıkardı bu yasayı, ne yapsalar yaranamıyor adamlar.
diyerek takıldı kıza. Kız da:
- Böyle düşüneceklerse hiç düşünmesinler bi’ zahmet.
diyerek yanıt verdi adama.
Ben de sigara düşmanı olmayan ama sigara içerek başkalarının sağlığına zarar verme hakkını kendinde görenlere kıl olan birisi olarak lafa girme hakkını kendimde görüverdim bir anlık refleksle…
- Sizin için çıkarmadılar zaten…
İnsanları gruplandırmayı pek sevmem ama “Ticky” olarak tanımlayabileceğimiz bu kız arkadaşımız 7-8 gündür traş olmayan sakallı beni -hele bir de “siz, biz” olayına girmişken- görünce “karşı” taraftan olduğumu düşünmüş olacak ki savaş baltalarını çıkarmaya hazırlanırcasına surat ifadesini değiştirdiğinde tekrar lafa girme ihtiyacı hissettim:
1969 yılında Texas’ta doğan Wes Anderson’un gerçek adı Wesley Wales “Wes” Anderson. Wes Anderson gibi biri için ne kadar önemli emin değilim ama The Royal Tenenbaums ile bir Oscar adaylığı var. Çok yakın dostu Owen Wilson ile üniversite yıllarında tanışıyorlar ve birlikte Bottle Rocket’i çekiyorlar. Rushmore filmine ismini veren Rushmore lisesi aslında Anderson’un da okulu olan St. John’s School.
Wes Anderson filmlerini genellikle aynı oyuncularla çekiyor. Bu özelliğiyle Owen Wilson ve Luke Wilson kardeşlere ve de Jason Schwartzman‘a hayranlık beslememe vesile olmasının yanında “Bill Murray Gerçeğiyle” doya doya yüzleşmemi de sağladığı ortada. Ve son olarak Anderson filmlerinde seçtiği müziklerle de adından her zaman söz ettirmesiyle de biliniyor.
Şimdi Wes Anderson filmlerinden kısaca bahsedelim…
Bottle Rocket:
Aslında 2 tane Bottle Rocket var. İlki 1994 yılında senaryosunu Owen Wilson ile birlikte yazdıkları kısa film olan Bottle Rocket. Bu kısa filmi kullanarak 1996 yılında aynı hikayenin uzun metrajlı versiyonunu yapıyor. İçerisinde arkadaşlık ilişkilerini, aile içi ilişkileri ve aşkı Wes Anderson absürtlüğünde bulabileceğiniz ilginç bir “hırsızlık” filmi. Kişisel olarak en sevdiğim Wes Anderson filmleri arasında.
Rushmore:
1998 yapımı Rushmore’un senaryosunu yine Owen Wilson ve Wes Anderson birlikte yazmışlar. Film Rushmore lisesinin tek burslu öğrencisi olan Max Fischer’ın aynı okulda öğretmenlik yapan Rosemary Cross’a aşık olması ve o sıralarda arkadaş olduğu Herman Blume ile arasında geçen hikayeyi anlatıyor. Max dersleri dışında herşeyle ilgilenen -aslında- yetenekli bir çocuk, okuldan mezun olmaksa neredeyse tek kabusu. Rosemary 1 yıl önce kocasını kaybetmiş “yalnız” bir kadın. Mr. Blume ise evli, 2 çocuk babası, Vietnam’da ön cephede savaşmış varlıklı bir adam. Görünüşte mutlu olmasını beklediğimiz bu adam aslında Rosemary’nin değimiyle kendisinden bile nefret eden, hayattan umduğunu bulamadığını düşünen birisi.
The Royal Tenenbaums:
2001 yılında çekilen filmin senaryosunda yine Wes Anderson’u Owen Wilson ile birlikte görüyoruz. Hemen belirteyim beni en çok etkileyen ve en çarpıcı bulduğum Wes Anderson filmidir The Royal Tenenbaums. Richie Tenenbaum’un intihar sahnesini gözümü kırpmadan, kalp çarpıntısıyla nasıl izlediğimi hiç unutmayacağım sanırım.* Tenenbaums ailesi çoluklu çocuklu geçmişte çok başarılı olmuş ve herkes tarafından tanınan bireylerden oluşan bir aileyken zamanın onlara sadece başarısızlık, mutsuzluk ve hayal kırıklığı getirişini anlatan bir hikaye The Royal Tenenbaums. İzlenmesi gereken Wes Anderson filmleri arasında ilk sıraya rahatlıkla koyabilirim bu filmi.
The Life Aquatic with Steve Zissou:
Son zamanlarında iyice çaptan düşmüş olan ve artık iyi işler çıkaramayan efsanevi deniz araştırmacısı ve belgesel yapımcısı Steve Zissou’nun son derece umutsuz bir şekilde daha önce hiç görüntülenememiş Jaguar köpek balığının peşinde gidişi ve bu sırada yıllar sonra varlığından haberdar olduğu (ya da başından beri haberdar olduğu) oğlu Ned Plimpton ile arasında bir türlü kurulamayan baba-oğul ilişkisi üzerine zaman zaman komik zaman zaman duygusal seyreden bir film. Filmin senaryosunu Wes Anderson, Noah Baumbach ile birlikte yazmış.
The Darjeeling Limited:
Bahsedeceğimiz son film 2007 yapımı The Darjeeling Limited. Birbirinden uzak ve çok farklı üç kardeşin babalarının ölümü üzerine Hindistan’da yaptıkları uzun bir tren yolculuğunu ve bu yolculuk esnasında birbirlerini tanımaya başlamalarını anlatan bir film. Film Türkiye’de “Küs Kardeşler Limited Şirketi” gibi enteresan bir isimle yayına girmişti. Filmde standart Wes Anderson oyuncularının yanı sıra Adrien Brody‘yi de görüyoruz.
Francis Ford Coppola kızı Sofia 1979 yılında Apocalypse Now için Cannes Film Festival’inde.
The Life Aquatic with Steve Zissou (2004)
* Spoiler: The Royal Tenenbaums, Richie Tenenbaum’un intihar sahnesi: http://irt.me/i1X
1492: Yahudiler İspanya’dan kovuluyorlar ve dönemin Osmanlı Sultanı II. Beyazıt İspanya’ya gemiler gönderip binlerce yahudiyi İstanbul’a getiriyor. Kısa zamanda bu yahudiler -anti-semitizm açısından Avrupa’nın hiçbir yerinde bulamayacakları kadar rahat yaşayacakları- Osmanlı topraklarına yayılıyorlar, özellikle de balkanlara…
1870: Bulgaristan halkı bağımsızlığını kazanmak için Osmanlı’yla savaşırken en büyük desteği bu yahudilerden görüyor.
1941: Bulgaristan’da iktidardaki faşist hükümet Nazi Almanya’sıyla işbirliği yapıyor; ardı ardına milliyetçi ve anti-semitist yasalar çıkarıyor ve nihayetinde hepimizin bildiği şeyler onların da başına geliyor…
Dün Altın Örümcek ödülleri dağıtıldı. Ben de geçtiğimiz yıl sonunda Mingus’tayken yapmış olduğumuz photoshopmagazin.com sitesi dereceye girdiği için oradaydım.
Organizasyonun ciddiyeti ve güvenilirliği konusunda şüphelerim olduğunu beni tanıyanlar zaten bilirler. Oraya giderek buna kendi gözlerimle tanık olmuş olmak açıkçası egoma çok iyi geldi.
İlk olarak şunu söylemeliyim ki hayatımda bu kadar çok ödül dağıtan bir yarışma daha görmedim, bundan sonra da göremem herhalde. En iyi banner kategorisi nedir Allah aşkına?
Biz çok mu safız merak ediyorum. Oraya, “dereceye girdiniz” diye davet edildiğimizde dereceye girmekten ilk üçü mü yoksa ilk beşi mi kastediyorlar onu bile bilmiyorduk ki kaçıncı olduklarını çok öncelerden bilenler olduğunu biliyorken…
Konu açılmışken kim ne giymiş ne giymemiş diye bakınırken kıyafetlerle ödül kazanma ihtimali olanlar arasında bir bağlantı kurmaya çalıştım. Kökenlerinden kaynaklanıyor olsa gerek; “Kraliçe” edasıyla dolaşanlar gördüm. Duruşlarıyla, kıyafetleriyle, neşeleriyle “Ha ha siz bilmiyorsunuz ama ben bu gece birinci oldum” der gibilerdi…
Kimseye şirin gözükmeye çalışmak gibi bir kaygım hiç olmadı bugüne kadar. Bu nedenle açık olacağım. Bu internet camiasında (?) beni inanılmaz rahatsız eden kişiler var. Ben blogcu falan değilim, aklıma estikçe yazarım yazmam ama yazılarını, kendilerinin yazdıklarından bile şüphe ettiğim “Çakma Blogcular” var ortalıkta ve bunlar o kadar pişkinler ki ödül alacaklarını en başından beri bildikleri halde “İnanın başarın, ben başardım” nutukları çekebiliyorlar orada burada…
Gelelim ödüllere… Daha önceki duyumum dereceye girenler arasında pm ile birlikte Akbank ve Teb’in projelerinin bulunduğu yönündeydi. Bu nedenle nasıl olsa birinci olamayacağız modunun vermiş olduğu rahatlıkla biramı yudumluyor ve dakikaların geçmesini bekliyordum başından beri…Taki en iyi içerik paylaşım sitesi kategorisinde vidivodo.com birinci olduğunu görene kadar.
Şimdi soruyorum bu sitenin izlesene.com’dan, akilli.tv’den hatta youtube’den, dailymotion’dan ne farki var? Nedir onu birinci yapan? Paylaşılan videolar daha mı komikmiş ya da daha mı hızlı yükleniyormuş, ya da ne bileyim player’ının butonları daha mı güzelmiş? Biri bana açıklasın lütfen.
Şimdi iki adet ekran görüntüsünün linkini veriyorum en “iyi” içeriği kim paylaşıyor karar sizin…
Enuygun.com‘da 4. karşılaştırma modulümüz olan Kasko Modülü de yayına girdi. Bununla birlikte Google Analytics‘te tanımlamamız gereken goal sayısı da iyice arttı. Malumunuz Analytics en fazla 4 tane goal tanımlamaya izin veriyor.
Goal tanımlamalarında Regular Expression kullanabiliyoruz ve biz goal tanımlama sınırını aşmak için tanımlamak istediğimiz goal’lerin url’lerini yeniden düzenledik.
Öncelikle her bir goal’ü enuygun.com üzerindeki bir modüle ayırdık ve satışını yaptığımız markaları belirleyen parametreleri url’lere ekledik.
Bunun sonucunda örnek olarak ADSL modülünde Turknet ADSL için şöyle bir url oluştu:
Bu linklerde görüldüğü gibi regular expression kullanarak turknet ve ttnet kelimelerini yakalayabilecek durumdayız. Bunun için kullanacağımız regular expression ise şöyle,
^/internet-baglantilari/(.*)tarife-basvuru-onay
Bu tanımlamada (.*) ifadesi ttnet ve turknet kelimelerini yakalamaya yarayan kısım. Bu ifade kullanıldığı kısmın herhangi bir değer alabileceği anlamına geliyor. Bunun yerine belirlediğimiz kelimeleri yakalamasını sağlamak isteseydik şöyle bir ifade kullanmamız gerekecekti,
Şimdi gelelim bu ifadeleri nasıl tanımlayacağımıza…
Google Analytics’in goal tanımlama ekranına girdiğimizde öncelikle Match Type olarak Regular Expression Match seçeneğini seçmemiz gerekiyor. Goal URL alanına ise regular expression temelli hazırladığımız linki giriyoruz. Goal name kısmına goal’ümüzü tanımlayan bir isim giriyoruz. Goal value değerini, her bir goal’ün size getirdiğini varsaydığınız kazanç olarak tanımlayabiliriz. Dilerseniz boş bırakabilirsiniz.
Son olarak tanımladığınız regular expression’ların gerçekten başarılı olup olmadıklarını test edebilmek için “Top Content” sayfasındaki içerikleri filtreleyebildiğiniz arama formunu kullanabilirsiniz.
Fiyat karşılaştırma siteleri bana hep ilginç gelmiştir. Türkiye’de yaklaşık 3 yıldır fiyat karşılaştırma sitelerini görüyoruz ve bu sitelerin hemen hemen hepsi e-ticaret sitelerinin fiyatları arasında karşılaştırma yapıyorlar. Bu sitelerin pek çoğu beklenilen gelir modelini yaratamadıklarından ya da başka sebeplerden ötürü kapanmak zorunda kaldılar.
Peki yurt dışında durum nasıl? Avrupada fiyat karşılaştırma siteleri bizdekilerin aksine internet tarifelerinden enerji fiyatlarına, cep telefonu tarifelerinden banka kredilerine kadar pek çok alanda karşılaştırma yapıyorlar. Size bu modelin Türkiye’deki ilk örneği Enuygun.com‘dan bahsedeceğim.
Enuygun.com, cember.net’ten tanıdığımız Çağlar Erol ve Nihan Erol tarafından yürütülen bir proje. Henüz beta aşamasında ve yolun başında olmasına rağmen cep telefonu tarifelerini ve internet bağlantı tarifelerini karşılaştırabiliyorsunuz. İlk gözlemlerime göre karşılaştırma sonuçları beni oldukça tatmin etti. Aynı zamanda Smile Adsl ve TurkNet Adsl tarifelerine enuygun.com üzerinden ön kayıt yaptırabiliyorsunuz. Sitenin ana sayfasında yeni karşılaştırmalarında zamanla ekleneceği belirtilmiş.
Enuygun.com‘da dikkatimi çeken bir diğer unsur ise tarife detaylarındaki ya da karşılaştırma sonuçlarındaki detaylı anlatımlar ve kafa karışıklıklarını gideren açıklamalar oldu. Anladığım kadarıyla Enuygun.com yöneticileri şeffaflığa fazlasıyla önem veriyorlar.
Enuygun.com‘un fiyat karşılaştırma konusuna farklı bir bakış açısı getirmesi bakımından Türkiye’de internet sektörüne bu alanda yeni bir soluk getireceğini düşünmekteyim.
Ticari kaygınız nedeniyle istemeden ve farkında olmadan pek çok blog yazarının kişisel özgürlüğünü elinden aldınız.
Bunun beklenen sonucu olarak, an itibariyle, pek çok blog yazarı hem ailelerinin hem de dostlarının Digiturk aboneliklerini iptal ettirmeyi düşünüyor.
Müşteri kitlenizin en üst tabakasında yer alan, sinema paketleri ve yabancı dil kanallarının izleyicilerinin aynı zamanda Türkiye’de en aktif blog kullanıcıları olduğu gözünüzden kaçmaması gereken bir gerçek.
Marka imajınızın özellikle A+ grupta yerin dibine geçtiğinin ve geçmeye devam ettiğinin bilincinde olmalısınız.
Blogger altyapısının canlı ya da banttan yayın yapmaya imkân tanımadığı,
üçüncü parti servislerden alınan embed kodlar kullanılarak başka bir servis üzerinden sağlanan içeriğe erişim sağlanması yoluyla dağıtıldığı,
yani kendi sunucularında barındırılmadığı herkes tarafından biliniyor.
Buna rağmen Blogger.com’u engelleten güzide birimlerinizin başındakileri işten kovun bence. Bu işi bilen birilerini işe alın! (bu maddeler jazzirti~dan alınmıştır)
Eğer markanızı düşünüyorsanız, ve bu yaptıklarınızdan dolayı üzgünseniz size Sansüre Sansür hareketine ana sponsor olmayı öneririm.
Saygılarımla,
Bir Blog Yazarı
—
not: Başlık hem SEO, hem de ironi amaçlıdır.
not 2: Eğer şu an yasaklanmamış bir blogunuz varsa sizi de benzer bir çağrı yapmaya davet ediyorum (evet bu bir mimdir, ve bu yazıyı okuyan her blog yazarı bu mim’e davetlidir)
not 3: Konu ile ilgili yorum ve düşüncelerinizi duymaktan mutlu olacağım.
not 4: Blogunuzda bu konuyla ilgili tepkinizi belirmeye üşenmeyin (bkz: not 2)
Aslında yıllardır e-posta istemcisi olarak Evolution kullanıyordum. Gnome ile entegre olması ve de takvim ve başarılı adres defteri uygulaması barındırması bu tercihimde önemli bir etkendi.
Ancak inbox’umdaki mesaj sayısı arttıkça kararlılığı azalıyordu Evolution’un. Pek çok e-posta duplicate olmaya başlamıştı durduk yere ve bu çok sinir bozucu bir durumdu…Bu sorunlara katlanıyordum bir şekilde ancak birşey varki artık ipleri koparmama neden oldu.
Evolution’da birkaç sürümdür devam eden bir hata var. Diskiniz dolarsa diskte yer açtığınızda evolution pop server’ınızdaki bütün email’ları tekrar indirmeye başlıyor. Bütün email’lar duplicate oluyor ve de yaptığınız bütün arşivleme çalışmaları çöpe gidiyordu…
Neyse birkaç denemeden sonra dün thunderbird’e kesin bir geçiş yaptım. Ama thunderbird’de de çok sinir bozucu birşey vardı. Ne zaman bir e-posta’yı cevaplama istesem imleç bütün thread’in en sonuna gidiyordu. En sonunda bugün üşenmedim ve google’da arama yaptım bununla ilgili.
Çözüm ise şöyle efendim. Sırasıyla Edit -> Account Settings -> Composition & Addressing ayarlarına gidiyoruz.
Burada “Automatically quote the original message when replying” kutusu işaretli olmalı ve de hemen altındaki açılır menüde “start my reply above the quote” seçili olmalı.